Elmas pırlantanın ham yani işlenmemiş maden halidir. Elmasın tarihi, yaşı, simgeselliği ve göz kamaştıran ışıltısı, pırlantayı mücevherlerin en değerlisi ve anlamlısı haline getirmiştir. Her pırlanta eşsizdir ve hiçbir pırlanta bir diğerinin aynısı değildir.

Elmasların oluşumu milyarlarca yıl öncesine, neredeyse zamanın başlangıcına dayanır. Her elmas son derece yaşlıdır, hatta dinozorların var olduğu dönemlerden bile çok daha önce oluşmuştur. Gökyüzündeki bazı yıldızlardan bile daha yaşlı olan pırlantanın geçmişi, hayret verici bir yolculuğa dayanmaktadır. Bu yolculuk çok eski bir elementi, dünyanın ölümsüz mücevherlerinden biri haline getirmiştir.

Elmas yeryüzünün çekirdeğine (Magma tabakasına) yakın yerlerde yüksek basınç ve yüksek ısı altında milyonlarca yıl boyunca bu etkilere maruz kalarak kristalleşmiş karbon bileşiğidir. Karbon elementinin bir modifikasyonu grafit, diğeri ise elmastır. Kömür de aslında aynı pırlanta gibi bir karbon bileşiğidir ama yeryüzüne daha yakın yerlerde bulunduğundan ısı ve basınç etkisinden yoksun kalmış, bu sebeple kristalleşememiştir. Magma tabakasına yakın yerlerde oluşan elmas volkanik hareketlerle yeryüzüne taşındılar. Volkanlardan püsküren lavlarla yeryüzüne çıkan elmaslar, yeryüzünde tabiat ananın su, rüzgar, aşırı soğuk formlarında ortaya çıkan hiddetine maruz kalarak bir kez daha keşfedilmeyi bekledikleri yer olan toprağın altına gömüldüler. Bu değerli taşların ancak küçük bir miktarı bu inanılmaz yolculuk sonrası hayatta kalmayı başarabildi. Ve bunu başaran ve bulunabilenlerin de sadece çok küçük bir kısmı kesime, cilaya ve mücevher yapımına uygun kalitede ve boyuttadır. Doğada bulunan elmasın büyüklüğü çok seyrek olarak bir santimetrenin üstündedir.

Elmasın saf karbon olduğu ilk olarak Fransız kimyacı Lavoisier tarafından keşfedilmiştir. Lavoisier, elması yakmış ve yanma gazının sadece karbondioksit olduğunu görünce elmasın karbon olduğu hükmüne varmıştır. Elmas 3547 derecede erir. Elmas aslında saf karbondan başka bir şey değildir. Elması yakabilecek yüksek ısıya çıkılabilse hiç kül bırakmadan yanar. Tamamen karbon olan yapısına rağmen mineraller içinde en sert olanıdır. Genelde renksizdir ama hafif sarımsı gri veya yeşilimsi de olabilir. En belirgin özelliği sertliğidir. Mineralojide kullanılan mohs sertlik göstergesinde en yüksek rakamla (10) gösterilir. Bu, diğer bütün mineralleri çizebilmesi demektir. Sertliğinden dolayı endüstriyel aletlerde kullanılması büyük önem kazanmıştır. Keza dayanıklılığından ve ışığı çok iyi kırmasından dolayı kıymetli bir zîynet eşyâsıdır.

Endüstriyel kullanım amaçlı yapay elmas üretilir, fakat elmasın yapay ya da doğal olduğu kolayca anlaşılır ve yapay olanının ziynet eşyası olarak bir değeri yoktur. Süs taşı üretimlerinin yan ürünleri ile süs eşyasına uygun olmayan doğal elmaslar endüstride değerlendirilmektedir. Piyasadaki elmas uçlar aslında elmas kumu olarak adlandırılan bulanık elmaslardır. 'Karbonado' denilen bu ince taneli, kok görünümlü elmaslar sondaj makinelerinde en sert taşları bile delmede kullanılabilirler. Endüstrinin bu tür elmas uçlara olan talebi devamlı artarken, üretimin artmaması yapay elmas üretimini gündeme getirmiştir. Yapay elmas üretme tekniğinde prensip, yüksek basınç ve sıcaklıkta grafiti elmasa dönüştürmektir. Daha düşük basınçta da, gaz fazındaki karbondan yapay elmas elde edilebilmiş olup lens ve cam kaplamalarında, hoparlör diyafram kaplamalarında (paraziti azaltmada), optik aletler ve transistor telleri üretiminde ve diğer bir çok değişik alanlarda kullanılmaktadır. Süs elması olarak da 0,2 gramın üstünde yapay elmaslar elde edilebilmiştir ama maliyeti doğal elmas fiyatından on kat daha pahalıya gelmektedir. Sentetik elmasın üretimi için gerekli olan yüksek sıcaklık ve basınç şartları patlayıcılardan faydalanılarak elde edilir.

Elmas madenciliği, Hindistan'da 2800 yıldan daha uzun bir süre önce başlamıştır. Günümüzde birçok yeni ve modern yöntem kullanılsa da elmas bulmak hala çok zorlu bir uğraştır. Jeologlar doğanın en değerli taşlarını Sibirya'nın ve Kanada'nın donmuş tundralarından, Afrika'nın sıcaktan yanan çöllerine ve okyanus diplerine kadar her yerde arıyorlar. Tek bir elması bulmak için bir evi dolduracak kadar toprağın elenmesi gerekiyor. Elmasın en çok bulunduğu yerler Avustralya, Güney Afrika (Kimberley'de), Güney Amerika, Endonezya ve Hindistan sayılabilir. Elmas özellikle Sierra Leone başta olmak üzere Afrika ülkelerinde ve geri kalmış birkaç ülkede ülkenin fakir insanları çok zor sağlık şartlarında çalıştırılarak çıkartılmaktadır. Daha da kötüsü bu ülkelerde iç savaş hüküm sürmektedir. Bu ülkelerde zor şartlarda çalışmayı veya asker olup savaşmayı kabul etmeyenlerin elleri kesilmekte olup, bu ülkelerde nüfusa göre sakat olma oranı bir hayli yüksektir. Son yıllarda bu yaşanan insanlık dramına karşı elmas için yeni bir sınıflandırma tanımı ortaya çıkmıştır. Bu sınıflandırmaya göre 2 çeşit elmas vardır, bunlar savaş (conflict) ve savaş-dışı (conflict-free) elmaslardır. Savaş (conflict) elmasları adından da anlaşılabileceği gibi iç savaş hüküm süren ülkelerde, ülkenin insanları çok zor sağlık koşullarında zorla çalıştırılarak elde edilmektedir. Savaş-dışı (Conflict-free) adı verilen elmaslar ise çıkarılırken çalıştırılan insanlar sağlıklı koşullarda ve ücretli olarak çalıştırılmakta, aynı zamanda ülkede herhangi bir çatışma veya iç savaşa neden olunmamaktadır.

Elmas normal çalışma şartlarında Kimberlit kayaları denilen kaya oluşumlarının içerisinden çıkarılır. Bu kayalar içerilerine borular daldırılarak parçalanır ve parçalar koyu kıvamlı bir sıvı içerisine bırakılarak özgül olarak ağır olan elmasın dibe çökmesi sağlanır.

Taşbaşı Çarşısı

Pırlanta yüzyıllardır insanoğlunu büyülemiştir. Sadece nadir ve güzel olduğu için değil aynı zamanda da sihirli oldukları için. Hiçbir araçla kesilemez, gizemli bir biçimde en hiddetli ateşte bile zarar görmezler ki bu da pırlantaların doğaüstü güçleri olduğu inancına yol açar.

Antik Çağ'da elmasın insanları görünmez yaptığına, kötü ruhları kovduğuna ve kadınları cinsel açıdan etkilediğine inanılıyordu. Pırlantalar Yunanlılara göre Tanrının gözyaşlarıydı. Romalılar yıldızlardan dökülen kırık çömlek parçaları olduklarına, Hintlilerse hastalıkları, hırsızları ve şeytanın güçlerini defeden nazar tılsımları olduklarına inanırlardı. Başka kültürlerde de pırlantaların rahatsızlıkları iyileştiren ve bilgi bahşeden taşlar olduğuna inanılırdı. Pırlanta, efsaneleri ve bu büyülü özellikleriyle bir çok insanı kendine tutsak etmiştir. Dünyanın en zengin ve güçlü insanlarını şevkle peşinden koşar hale getirmiştir. Elmas etrafında dönen efsaneler, onu çok istenen bir taş haline getirdi. Eski krallar savaşlarda elmas takarlardı; kraliçeler ve cariyeler güç ve ihtiras simgesi olarak elmasa sahip olmak isterlerdi.

Taşbaşı Çarşısı

Pırlantanın aşkın en güzel hediyesi olma statüsünü kazanması tarihte 15. yüzyıla dek dayanır. Evlilik sözü olarak pırlanta nişan yüzüğü verilmesi geleneği ilk kez 1477'de Arşidük Avustuya Maximillian'ı ve Burgundy Mary'si arasında gerçekleşti. O dönemde pırlanta, kocanın eşine olan aşkını artırabilecek tılsım veya muska olarak görülürdü. Hatta aşk tanrısı Eros'un okunun başlığının bile pırlanta olduğuna inanılırdı. Bu kraliyet geleneği kısa bir süre içinde dünyanın bir çok bölgesinde halk tarafından benimsenmeye başlandı. Ve tarih içinde nişan töreninin en belirgin anını tayin eder oldu. Sol elin yüzük parmak diye bilinen 4. parmağına pırlanta alyans takma geleneği eski Mısır'a dek uzanır. Eski Mısırlılar vena amoris- aşk damarının bu parmaktan geçerek direk kalbe ulaştığına inanırlardı.

Taşbaşı Çarşısı

Eski zamanlarda elmaslar kesilmeden bırakılırlardı. Pırlanta nişan yüzüğü olarak verilmeye başlandığında içine yerleştirildiği montür- yuva ve tırnaklar şık bir şekilde tasarlanır ancak pırlantanın ışığını en iyi şekilde yansıtması için uğraşılmazdı. Montürlerinin derinliklerine yerleştirilip sadece üst yüzeylerinin yumuşak parlaklığı dışarıda kalır, karanlık ve gizemli gözükürlerdi. 14. yüzyıla gelindiğinde sanatkarlar taşların ışık saçması için gerekli olan karmaşık kesme ve cilalama tekniklerini araştırmaya başladılar. 1870'de Afrika kıtasında elmas madenlerinin keşfinden sonra pırlantanın daha geniş kitlelere ulaşması ve bu değerli taşa olan talebin artması sonrasında tasarımlarda değişiklik görülmeye başlanmıştır.

Elmasın düzgün kesilmiş ve cilalanmış hali pırlanta adını alır.

Pırlantanın Özellikleri

4c özelliği denilen pırlanta özellikleri pırlantanın fiyatına etki eden özelliklerdir. 4c İngilizce carat, color, clarity ve cut kelimelerinin baş harflerini göstermektedir. Gelelim bu c'lerin ayrıntılarına;

Carat (Ağırlık)

Karat, bir pırlantanın ağırlığını ifade eden bir terimdir. Yirminci yüzyıldan önceki zamanlarda pırlantaların ağırlığı eşdeğer ölçülerdeki küçük keçiboynuzu tohumları ile ölçülürlerdi. Bu tohumların ağırlığı şaşılacak derecede birbirine benzerlik gösterir. Bu çekirdeklerin ağırlıkları birbirinin aynı olması sebebiyle 1 gr'dan küçük ağırlıkların ölçüsünde kullanılmaktaydı. Bugün kullandığımız karat kelimesi, işte bu keçiboynuzu tohumu anlamına gelen "carob seeds" adından gelmektedir. Arapcası Kırattır.

1 karat 0,20 grama (santime) yani 200 miligrama (milyeme) eşittir. Bir ağırlık birimi olan karat, dış ülkelerde altının ayarını göstermek için de kullanılır. Karatın altının saflık derecesini belirten bir oran olarak da kullanılması oldukça eskilere dayanıyor. Germenlerin kullandığı Mark adı verilen saf altın paraların ağırlığı 4.80 gram geliyordu. 4.80 gram 24 karat ağırlığa eşittir. Bu nedenle saf altına da 24 karat denilmeye başlandı. Daha sonraları bakır gibi başka maddelerle saflıkları düşürülen bu paraların saflık dereceleri için, alaşımın içerdiği saf altın miktarına göre belirli oranlar belirlendi ve bu oranlar karat olarak ifade edildi.

Taşbaşı Çarşısı

Kuyumculukta kullanılan ve serbestçe satılan pırlantaların çoğu genellikle en fazla bir karat ağırlığındadır. ABD'de satılan nişan yüzüklerinde kullanılan pırlantalar, ortalama olarak 0.50 ct'tan daha hafiftirler.

Bir taşın ağırlığı ile büyüklüğünü karıştırmamanız gerekir. Pırlanta alırken en büyük pırlantanın en iyisi olacağı düşüncesinden kesinlikle kurtulmanız gerekir. Diğer taşların tespitinde kullanılan karat miktarları ile pırlantanın karat ölçüsü farklı olacaktır. Çünkü farklı minerallerin farklı yoğunlukları vardır. Bunun yanında aynı karat ağırlığındaki iki pırlantanın fiyatı berraklık, renk ve kesime göre aynı olmayacaktır. Pırlantaların ağırlıklarındaki artış, "yüzey" çaplarından çok daha büyük olarak gerçekleşir. İdeal kesimli bir karatlık bir pırlanta yaklaşık olarak 6.5mm genişliğe sahipken, bunun iki katı ağırlıktaki bir pırlantanın genişliği sadece 8.2mm olarak ölçülecek olup bu da %30'dan az bir artışa tekabül edecektir.

Ham pırlantalar kesilip tıraşlanarak son halini aldığında, pırlanta toplam karat ağırlığının 2/3'ünü yitirmektedir. Büyük ve kaliteli mücevherlerde kullanılan ham pırlantalar küçük olanlarından daha az bulunabildiğinden, aynı kalitedeki iki pırlantadan iki karatlık olanı, bir karatlık olanına göre çok çok daha pahalıdır.

Color (Renk)

Taşbaşı Çarşısı

Renk özelliği bir pırlantanın sarılığına göre ölçülür. Beyazdan sarıya doğru bir renk skalası vardır. En kıymetli pırlanta renksiz olanıdır ve çok pahalıdır. Nadir bulunurlar. G.I.A. (The Gemological Institude of America)'nın tablosuna göre, alfabetik sıra ile D'den Z'ya kadar olan harfler pırlantanın renk oranını gösterir.

Pırlantalar, aşırı ısı ve basınç altında oluşur ve diğer elementlerin zerreleri de bu oluşum sırasında pırlantaların atom yapısına dahil olabilir. Dolayısıyla da renk çeşitliliği doğar. Bu zerreler o kadar küçüktür ki, 'milyonda bir' ile ifade edilir. İdeal laboratuar koşulları olmadan tek bir sınıfın ayırt edilmesi, bir uzman tarafından bile, son derece zordur.

Renk, kontrollü uygun aydınlatma koşulları altında pırlanta yukarıdan aşağı gözlemlenerek belirlenir ve sınıflandırılmadan önce gözlemin doğruluğunu saptamak üzere bir ana setle karşılaştırılır. Referans olarak rengi bilinen bir taş veya taş seti kullanılarak pırlantanın rengine karar verilir. Pırlantalar doğrudan renkleriyle kıyaslanırken, çoğu müşteri, taşlar en az iki ya da üç ayrı renk grubundan olmadıkça herhangi bir fark göremez.

Renk Sınıflandırması

D: Tamamen renksiz. En nadir renk sınıfıdır.
E: Renksiz. Sadece uzman cevher bilimciler, E sınıfı taşlardaki hafif rengi saptayabilir. Ancak bu renk belli belirsizdir.
F: Renksiz. 'F' renksiz sınıflar arasında en alt sınıftır.
G-J: Çok hafif renkli. Yüzleri yukarı gelecek biçimde bakıldığında neredeyse renksiz gibi görünen pırlantalardır. Daha iyi renk sınıflarıyla kıyaslandığında çok hafif bir renk saptanabilir. Bu pırlantalar, tam beyaz bir arka plan üzerinde yüzleri aşağı doğru çevrilerek bakıldığında hafif renkli görünürler. Pırlanta monte edildikten sonra bu belli belirsiz renk, eğitimsiz bir göz tarafından fark edilemez boyuttadır.
K-M: Sarı renk görülür.
N-Z: Sarı, kahverengi ve gri renkler görülür. Genellikle "şampanya pırlantaları" diye adlandırılır.

Floresans (Fluorescent) Işıma - Pırlantaları Nasıl Etkiler?

Bazı pırlantalar bir ültraviyole (morötesi) ışık kaynağına tutulduklarında Floresans adı verilen gözle görülebilir bir ışıma gösterirler. Bu Floresans ışık cansız, belli belirsiz, orta şiddetli ya da güçlü seviyede olabilir. Mavi Floresans en yaygın olanıdır. Ayrıca, pırlantalar beyaz, sarı ve turuncu renkte ve nadiren diğer renklerde de floresans ışınım yapabilirler. Bu pırlantanın mineral yapısındaki bor ve azot gibi minerallerin varlığından kaynaklanmaktadır. Floresans ışıma normal aydınlatma koşullarında genellikle pırlantaların görünümü üzerinde herhangi bir etkiye sahip değildir. Güçlü seviyedeki mavi ışımalarda sarı renkli bir pırlanta genellikle daha beyaz görünürken nadiren de olsa süt ya da yağ renginde de görünebilmektedir. Bu etkiye "mavi üstü" denilmekte olup sadece sınırlı sayıdaki "güçlü" ve "çok güçlü" floresans ışık veren pırlantalar için geçerlidir. Pırlantanın güzelliğini değiştiren bir faktör olmadığı halde, pırlanta piyasasında floresansı yüksek olan pırlantalar, hiç ya da az floresans barındıran pırlantalardan daha uygun fiyata satın alınabilirler. Bu anlamda yüksek floresanslı pırlantalar bir fırsat olarak görülebilirler.

Pırlanta seçiminde tamamen pırlantayı alacak kişinin zevkine bağlı olarak tercih edilebilecek floresan özelliği gösteren pırlantalar gece kulüplerinde beyaz gömleğinizin verdiği tepki gibi mavi ışık saçarak, ben burdayım diyeceklerdir. Farklı şiddetlerde olabilen pırlanta floresans özelliği çoğu pırlantada da bulunmaz.

Fantezi renkli pırlantalar, çok çok nadir bulunan bir doğa fenomenidir. Eğer elmas yerin altında oluşurken, belli başlı elementlerin etkilerine maruz kalırsa, gökkuşağının herhangi bir rengini (pembe, sarı, turuncu, kırmızı, mavi ve yeşil) alabilir. Yapay etkilerle renklendirilmiş olan pırlantalar da mevcuttur.

TTLB (Top Top Light Brown) Çok çok hafif açık kahverengi demektir. Mükemmel beyazdan tam sarıya kadar giden renk skalasının (D-E-F-G-H-I-J-K-...-Z) içinde yer almayan kahverengi tona sahip pırlantanın rengini ifade eder. Bu tip pırlantaların fiyatı beyaz pırlantaya göre çok çok daha ucuzdur. Mağaza ışıkları altında beyaz görünse de, gün ışığında kahverengi tonunu belli eder.

Clarity (Berraklık)

Berraklık bir pırlanta içerisindeki katışıksızlığın, ayıpların ya da diğer belirleyici özelliklerinin var olması (ya da olmaması) durumunu nitelemektedir. Berraklık karakteristikleri her pırlantayı diğerlerinden tümüyle ayrı kılar. Aynı yerde tümüyle aynı inklüzyona sahip olacak iki pırlanta yoktur. Bir pırlantanın berraklığı "doğanın parmak izleri" olarak adlandırılan lekelerine bakılarak belirlenir. Çoğu pırlantada karbon kristalinin oluşturduğu izler vardır. Bu karbon kristaller azaldıkça pırlantanın berraklığı artacak bu da fiyatının artmasına sebep olacaktır. GIA, HRD gibi büyük laboratuarlarda belirli herhangi bir pırlantanın berraklık derecesinin belirlenmesinde kullanılan beş faktör bulunmaktadır.

1. Büyüklük: Pırlantanın kapsadığı inklüzyon ne kadar büyük ya da küçüktür?
2. İnklüzyon sayısı: Pırlantanın içinde kaç tane inklüzyon bulunmaktadır?
3. Konum: Pırlantanın inklüzyonlarının yeri nedir? Tıraşlı üst yüzün altında bulunan ya da pırlantanın "kalbinde" bulunan inkluzyonlar pırlantanın berraklık derecesini, tıraşlı yan yüzlerinin altında bulunan inklüzyonlardan daha çok etkilemektedir.
4. Doğal Özellik: İnklüzyonlar pırlantanın dayanıklılığını etkiliyor mu? Büyük tüyler, pırlanta içindeki büyüklüklerine ve konumlarına bağlı olarak tehlikeli olabilirler.
5. Kabartma: İnklüzyon ne derece görünebilirdir? Koyu inklüzyonların yeri beyaz ya da açık renk inklüzyonlara göre daha kolay belirlenebilmekte ve daha kesin bir biçimde derecelendirilebilmektedir.

GIA Berraklık Dereceleri

GIA, pırlantaların berraklık derecelerini tanımlamak için bizlere evrensel olarak anlaşılabilir bir metot sunmaktadır. GIA ya da HRD raporunuzda bulabileceğiniz beş ana berraklık derecesi vardır;

FL-IF | VVS1-2 | VS1-2 | SI1-2 | I1 | I2-3

Aşağıdaki tabloda sağdan sola doğru pırlantanın değeri artar.

FL/IF (Flawless-Kusursuz / Internally Flawless-İçi kusursuz) Pırlantaları (Katmersiz): 10x'ın altında hiçbir inklüzyon yoktur. İçi Katmersiz: 10x altında inceleme yapıldığında sadece yüzeyinde önemsenmeyecek derecede az ve küçük ya da hiçbir iz ve leke bulunmaz. Normalde, kusurların birçoğu, hafif bir taşlama işlemi ile giderilebilmektedir. Çok nadir, güzel ve pahalı pırlantalardır.

VVS1/VVS2 (Very very slightly Inclusions) Pırlantaları: Çok Çok Hafif İçerikli: 10x büyüteç altında deneyimli bir pırlanta uzamanı tarafından bile tespit edilmesi çok güç olan küçük inklüzyonlar. VVS pırlantaları son derece nadir ve güzeldirler. Vvs1, vvs2'ya göre daha kusursuzdur.

VS1/VS2 (Very slightly inclusions) Pırlantaları: Çok Hafif İçerikli: 10x magnifikasyonunda kolayca görünebilen ya da görünemeyen bir aralıkta bulunan küçük inklüzyonlar içerirler. Tipik VS inklüzyonları, küçük kristaller, tüyler ya da ayrık bulutlanmalardır. Ender bazı durumlarda, VS taşları gözle görülebilir bir inklüzyon içerebilirler. Mükemmel kalitede pırlantalardır. Vs1, vs2'ya göre daha kusursuzdur.

SI1/SI2 (Slightly inclusions) Pırlantaları: Hafif İçerikli: İnklüzyonlar, 10x büyüteç altında bir uzman tarafından kolayca görünebilecek seviyededir. SI1, SI2'ye göre daha iyi seviyededir.

I1/I2/I3 Pırlantaları: İçerikli Belirgin inklüzyonlar içerirler.

I1 (Imperfect Level1): Bir ya da birkaç iz çıplak gözle seçilebilir. Pırlanta piyasasında en çok rastlanan pırlanta türüdür. Berraklık derecesi düşük olmakla beraber hiç de değersiz değildir. Doğru bir kesim yapılmışsa, iz de beyaz ve yüzeye yakınsa çıplak gözle fark etmek zorlaşır.

I1 (Imperfect Level1): Bir ya da birkaç iz çıplak gözle seçilebilir. Pırlanta piyasasında en çok rastlanan pırlanta türüdür. Berraklık derecesi düşük olmakla beraber hiç de değersiz değildir. Doğru bir kesim yapılmışsa, iz de beyaz ve yüzeye yakınsa çıplak gözle fark etmek zorlaşır.

I2 (Imperfect Level2): I1 ile aralarında berraklık derecesi olarak sadece bir seviye fark olsa da bu tür I1'den rahatlıkla ayrıştırılır. İz ve lekeler, dikkatli bir çıplak göz ile çok kolayca seçilebilir.

I3 (Inclusions Level3): Pırlantanın dayanıklılığını etkileyebilecek birçok iz rahatlıkla çıplak gözle seçilebilir. Bir pırlantanın alabileceği en kötü berraklık derecesidir. Bu pırlantaların diğer kategorilerden farkı içindeki zerrecikler nedeniyle çatlama ve kırılma riski olmasıdır. Bu sınıftaki pırlantalara da piyasada rastlayabiliriz.

Çok fasetli kesimlerde (yuvarlak kesim gibi) SI1 kalite bir pırlanta ile daha yüksek berraklığı olan bir pırlanta arasındaki farkı lupla bile görmek zordur. Bu yüzden fiyat olarak en makul pırlantalar SI1 ve VS2 olanlardır. Radiant ve Asscher kesimli pırlantalarda ise daha ziyade VS2 berraklığına gitmek daha iyi olacaktır.

Pırlanta dünya üzerindeki en sert maddedir ama en dayanıklısı değil. Kullanıma göre kırılabilir ve nadir de olsa çizilebilir. Pırlantaların hepsi bir arada muhafaza edilir ve saklanırsa birbirini çizme ihtimali yüksektir. O yüzden pırlantanın, bir başka pırlanta ile temas etmemesine özen göstermek gerekir.

Aslında çoğu kişi maksimum parlaklık için berraklık derecesinin yüksek olması gerektiği gibi yanlış bir kanaate sahiptir. Ama gerçek şu ki pırlanta çıplak gözle temiz ise parlaklığı ve ışıltıyı sağlayan kesimdir. Aslında tüm pırlantalar bir şekilde inkluzyonlar, kapanımlar içerirler. Kusursuz berraklıktaki bir pırlanta 10 kere büyüten lupla temiz demektir. Eğer bu pırlantalara 20 kere veya 30 kere büyüten lupla bakarsanız kapanımlar görünür hale gelecektir.

Gözle görünen kapanımlar, gözle görülmez hale getirmek için de bir sürü teknikler vardır. Bu tekniklerden biri lazer sondajlarıdır. Bu işlemin amacı koyu renk inkluzyonlardan dolayı satışı zor olan pırlantaların, bu kapanımlarını yakarak, renklerini açarak ya da sülfürik veya nitrik asitle kimyasal olarak çözerek daha az görünür hale getirmektir. Bir diğeri ise çatlak doldurma işlemidir. Bu metotla çatlaklar yüksek basınç altında (50 atmosfer) ve yüksek sıcaklıkta (400 derece) yüksek kırılma indisi olan sıvıyla doldurulur. Çatlak doldurulmasıyla, berraklık derecesi SI'dan VS'e kadar çıkabilir.

Pırlantanızın berraklık derecesini rengi ile dengelemek de ayrıca iyi bir fikirdir. Eğer kullanılacak pırlantanın renk sınıfı D-F ise, VS2 ya da daha yüksek berraklık dereceleri üzerinde odaklanmanız gerekir. G-I renk aralığında SI berraklık derecesi ile kombine edilen pırlantalar kullanılabilir.

Kesimin ve renklerin yanında berraklık da pırlantanın fiyatını çok etkiler. VVS1-VVS2 ve VS1-VS2 arasında gözle görülebilir bir fark yoktur. Bu fark sadece 10X mikroskobuyla görüleceğinden iki pırlanta arasında yüksek fiyat farkı ödenmesine hiç gerek yok. Eğer pırlantanız Zümrüt ya da Baget kesim olacaksa beraklık seviyesinin SI1'den fazla olması her zaman iyidir. Çünkü baget kesimde lekeler diğer kesim şekillerinden daha belirgin olarak gözükür.

Cut (Kesim)

Kesim belki de 4C özelliklerinden en önemlisidir; çünkü pırlantanın göz alıcı ışıltısı kesiminin kalitesi sayesinde ortaya çıkar. Diğer özellikleri doğadan kaynaklanırken kesim özelliği, pırlanta üzerinde insan eliyle yaratılan tek özelliktir. Boyutu ve şekli ne olursa olsun, iyi kesimli bir pırlanta ışığı kendi içinden geçirerek yansıtır. Işık, ayna gibi fasetlere çarpar ve taşın tepesinden dışarıya dağılarak ateşli ışıltısını ortaya çıkarır. Bir elmas çok derin ya da çok yassı bir şekilde kesilirse, o zaman yanlardan veya dipten ışık kaybedilir. Bu yüzden pırlantanın parlaklığı ve değeri azalır. Pırlantalar genelde birbirini tam açıyla kesen 57 fasetten oluşmaktadır. Bir pırlantanın kesimi görsel boyutunu da etkileyebilir. Aynı karat ağırlığındaki iki pırlanta, kesimlerinin derinliği ya da şekline bağlı olarak değişik boyutlardaymış gibi gözükebilir, hatta hatalı kesiminden dolayı olduğundan daha mat görünebilir. Aşağıdaki şekilde ideal kesim ve ışığın kırılması ile ilgili basit çizimleri göreceksiniz;

Kesim sözcüğü ile aslında pırlantanın şeklide ifade edilir. Yuvarlak, kare, damla ya da kalp şekilleri en çok bilinenler arasındadır ama ilerleyen teknoloji sayesinde çok daha farklı şekiller ve kesimler de ortaya çıkmaktadır. Yuvarlak kesim pırlantalar, günümüzde en çok kullanılan ve en çok talep edilen pırlanta kesim şeklidir. Pırlanta kesim ustaları 100 yıldır yuvarlak bir pırlantada ateş ve parlaklığı en iyi şekilde yansıtmak için ışığın davranışlarını ve ileri matematiğin teorilerini kullanmaktadırlar. Buna en uygun olan kesim yuvarlak kesimdir.